|
CaNSu
|
 |
« : Haziran 01, 2009, 09:30:35 ÖS » |
|
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyurdular: İsra gecesi, bazı insanlara uğradım. Dudakları ateşten yapılmış makaslar ile kırpılıyordu. Ben: –Ey Cebrail, bunlar kimlerdir? dedim. Cebrail: – Bunlar, senin ümmetinin, insanlara iyiliği emredip, kendi nefislerini unutan hatipleridir. Cehennemde paylarına düşen cezayı çekiyorlar. Onlara: – Sizler kimlersiniz? Onlar: – Biz insanlara hayrı emreder; kendi nefsimizi unuturduk. Söylediklerimizle amel etmezdik. Diye cevap verirler.(2) Yine Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyurdular ki: –Kıyamet günü bir adam getirilip ateşe atılır. Karnındaki bağırsakları dışarı çıkar. Onları, eşeğin değirmen taşını gönderdiği gibi gönderir. Derken cehennem ahalisi etrafına toplanır ve: "Ey fûlan! Sen dünyada iken bize iyiliği emredip, kötülükten de nehyetmiyor muydun?" derler. O: "Evet, iyiliği emrederdim ama kendim yapmazdım; sizi kötülükten nehyeder ama kendim yapardım" diye cevap verir."(3) Kuran'ı Kerim'de ise bu husus Bakara Suresinde Şöyle geçmektedir: "İnsanlara iyilik emrede de kendinizi unutur musunuz? Hâlbuki kitap okuyorsunuz. Artık akıl etmez misiniz?"(4) Eğer bir kimse hayrı ve iyiliği emrediyorsa, her şeyden önce kendisinin bu hayrı ve iyiliği yapması gerekir. Yine eğer bir kimse başkalarını herhangi bir şeyden nehyediyorsa, herkesten önce kendisinin bu kötülükten uzak durması gerekir. Zira kendi nefsini temizlemeyen bir insanın başkalarına tesir etmesi zor olacaktır. Etkilese bile, kalıcı olmayacaktır. Kendi şahsında model olmadığı için, anlattıklarını kendisi yaşamadığı için çevresel bir tepki de oluşacaktır. "Bak işte! Bu Müslümanlar, kendileri yaşamıyorlar, bize yapın diyorlar. Bunlar hep böyle…" dedirtmemek lazım. Dinimize, inancımıza laf getirmemeliyiz. "Biz yaşamıyoruz ama başkaları öğrensin, yaşasın" derken belki de onları daha çok uzaklaştırabiliriz. "Ben de onun gibi olacaksam, hiç olmasın daha iyi" diye düşündürmemeliyiz. İyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak, buluğ çağına eren her Müslüman'ın, fıkıh kitaplarında açıklanan şartlara göre yapması gereken kendisine farz olan ibadetlerden birisidir. Hiçbir Müslüman etrafında gerçekleşen olaylar karşısında duyarsız ve sessiz kalmamalıdır. Lakin bu öyle bir farzdır ki, kişi kendi nefsini bu farzdan muaf tutarak, kendi nefsini unutarak gerçekleştirilmemelidir. Yine de bir kişi iyiliği emredebilir, kendisi onunla amel etmese bile. Kötülükten alıkoymaya çalışır, kendini kötülükten alıkoymasa bile. Bu şundandır: Bir kişi iyilik yapmazsa bir vacibi terk etmiş olur. Eğer iyiliği emretmeyi de terk ederse iki vacibi terk etmiş olur. (Günahı ona göre çok olur. Kötülüğü işleyen bir emri çiğnemiştir. Kötülüğü işleyip, insanları kötülüklerden alıkoymayan ise iki vacibi terk etmiş olur.) Bu çok hassas bir detaydır. Bu ayrıntıyı düşünerek insanları iyiliğe ve güzelliğe davet eden bir kişi, ben inanıyorum ki kendisi de iyilikte ve güzelliktedir. Kötülüklerden uzaktır. Kendi nefsini unutmaz. Böyle bir ayrıntıyı düşünüyorsa eğer iyiliği emrederken, daha açık bir ayrıntı olan "kendini unutmamayı" da hesaba katar. Bunu da bildiği halde yine de kendi nefsini unutuyor ama başkalarına devamlı iyiliği emrediyor, kötülüklerden sakındırıyorsa o kişiden korkulur. Zira ilmi onu helak etmektedir. İlmi ile amel etmemekte ve ilmi ile gösteriş yapmakta, kendi nefsini yüceltmektedir. Eğe taşının demiri keskinleştirdiği gibi, kendisi de başkalarını iyileştirir; ama taş olmaya mahkûm kalacaktır.
|