RADYO DİNLE
       MasterForums|Net'e Hoşgeldiniz. Please Giriş or Kayıt Ol.

    Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: ZENGİNLİK ve FAKİRLİK  (Okunma Sayısı 327 defa)
SaneM
SaNeM
Betül FM Forum Bağılmısı
******
Mesaj Sayısı: 761


basakcekicler@betul-fm.com
WWW
« : Eylül 27, 2009, 11:51:55 ÖÖ »


Allah (C.C.) indinde zenginlik, fakirlik, kölelik, efendilik yoktur. İnsanların hepsi eşittir; ancak takva sahipleri Allah’a (C.C.) daha yakındır.

 

Fakirlikle tembelliği bütün kötülüklerin anası kabul eden Hz. Muhammed (S.A.V.) fakirlik ve tembelliği ortadan kaldırmış, kısa zamanda bütün insanlara yaşama hak ve hürriyetini bahşetmiştir.

 

Dinimize göre mal-mülk, Allah’ın ( C.C.) insanlara bir lütfudur. Bu lütuf, insanlara tahakküm ve tahkir için kullanılmamalıdır, beşeriyetin ıstıraplarını dindirmek için harcanmalıdır. Zira Allah (C.C.) insanların mal-mülk-servet-suret- güzelliklerine bakmaz, ancak kalplerinin temizliğine ve güzel amellerine bakar. Allah ( C.C.) katında bütün insanlar, zengin, fakir, beyaz, siyah, hür, köle, hepsi, tıpkı tarağın dişleri gibi müsavidir. Bunun için işçi ve patron, biri diğerini hor ve hakir görmemelidir. Roma imparatorluğu, köle ve işçilere çok kötü muamele ettiği için yıkılmıştır. Allah’ın ( C.C.) elçisi Muhammed (S.A.V.) işçilere çok değer verirdi; sık sık ihtiyaçları olup olmadığını sorardı.

 

Fakirlik, Resulullah (S.A.V.) Efendimizin hayatı boyunca tercih ettiği bir yaşama yoludur. Fakir, kendisinin daima Allah’a ( C.C.) muhtaç bulunduğu bilen ve hatırdan çıkarmayan, bu idrak ve itikat içinde tevekkül ve teslimiyeti seciye haline getiren kimsedir. Fakir, ilahi bir imtihanın en çileli safhalarına maruz kaldığı zamanlarda bile harama el uzatmayan, gayr-ı meşru bir kazanca tenezzül etmeyen, varlıklı  insanların konforlu hayatı karşısında gözleri kamaşıp da, ‘’Haram-helal ver Allah’ım ( C.C.), yoksul kulun yer Allah’ım (C.C.) demeyendir.

 

Allah (C.C.) Sure-i Muhammed, 38. ayet-i celilede:’’Ey insanlar, siz hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise her şey den müstağnidir; her hamde layıktır’’ buyurulmaktadır.

 

Ubade Bin Samit (R.A.) buyurdu: ‘’Cehennemin yedi kapısı vardır: Üçü zenginler, üçü kadınlar, biri de fakir ve miskinler içindir.’’

 

Fakirler topluluğu, Resulullah (S.A.V.)’e bir elçi gönderdiler:’’Ben fakirlerin sana gönderilen elçisiyim.’’ dedi. Bunun üzerine Resul-ü Ekrem (S.A.V.): ‘’Sana ve yanlarından geldiğin kimselere Merhaba! Onlar öyle bir kavimdir ki, onları seviyorum’’ Elçi dedi ki:’’Ey Allah’ın (C.C.) Resulü (S.A.V.)! Zenginler hayrı bizden tamamen aldılar. Hacca giderler. Bizim buna gücümüz yetmiyor. Umre yaparlar, bizim takatımız yok. Hasta oldukları zaman, mallarının fazlasını kendilerine zahire edinirler.’’ Bunun üzerine Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: ‘’Benden fakirlere tebliğ et! Muhakkak sizden sabreden ve ecrini Allah’tan (C.C.) isteyen bir kimse için, üç haslet (şey) vardır:

1. Cennette bir takım köşkler vardır. Yeryüzündeki insanların, gökteki yıldızlara baktıkları gibi, Cennet ehli onlara bakarlar. Oraya ancak fakir bir Peygamber, fakir bir şehid veya fakir bir mü’min  girer.

2. Fakirler zenginlerden yarım gün evvel cennete girerler. O yarım gün de, beş yüz senelik bir zamandır.

3. Zengin (SÜBHANELLAHİ VEL HAMDÜ LİLLAHİ V.D.) dediğinde fakir de onun gibi derse, zengin bu hususta fakire yetişemez. Velev ki bu hususta on bin dirhem harcasın. İyilik amillerinin hepsi de böyledir.’’ buyurdular. Bunun üzerine fakirlerin elçisi dönüp, Resulullah’ın (S.A.V.) buyurduğunu kendilerine haber verdiler. Onlar da: ‘’BİZ RAZI OLDUK! RAZI OLDUK!’’ dediler.

Fakirliğin cezayı gerektirici durumlara düşürdüğü zamana ait alametlerinden birisi, insanın ahlakını kötüleştirmesi, taatını bırakmak suretiyle, Rabbinden (C.C.) şikayet etmesi, kaza ve kaderine küsmesidir. Herhangi bir kul dünyaya karşı sevgi gösterirse, ona şunlar karşılığında dünyadan al denir. 1. Meşguliyet , 2. Üzüntü ve 3. (Ahirette) uzun hesab, buyurdular.

 

Resulullah ( S.A.V.) ‘’Bir kişi malının fazlalığından yüz bin dirhem çıkarıp sadaka vermiş. Bir kişi de kendisinde fazla mal olmadığından, iki dirhemin (canü gönülden razı olarak)bir dirhemini çıkarıp sadaka olarak vermiştir. İşte bu bir dirhemin sahibi, yüzbin dirhemin sahibinden ( bu takdirde) daha üstün oldu. Allah (C.C.) El Kehf Suresi, 7. Ayet-i celilede:’’ Biz yeryüzünde olan şeyleri yer halkına bir süs yaptık ki, insanların hangisinin daha güzel bir amelde bulunacağını imtihan edelim’’ buyurmuştur.’’ diye buyurmaktadır.

 

Yine Peygamberimiz (S.A.V.) ‘’Ademoğlunun hakkı ancak üç şeyde vardır: 1. Belini doğrultan yemekte, 2. Avret mahallini örten elbisede, 3. Kendisini koruyan evde. Bundan fazla olan hesaptır.’’ Buyurmuşlardır.

 

Resulullah (S.A.V.): ‘’Bir kimsenin karnı aç olsa da, hiç kimseye söylemese, Hak Teala (C.C.) Hazretleri, o kimseye bir yıllık sevap verir ve ummadığı yerden rızık gönderir ve başka haceti varsa, kimseye bildirmezse, o da böyledir.’’ buyurmuşlardır.

 

Gerçek zenginliği mal ve servette arayanlar, onu ancak gönül kanaatında bulabilir. Çünkü gözü aç olup doymak bilmeyen kimse, her zaman fakirdir. Rahat ve huzuru konforda arayanlar, onu temiz ve helal bir kazançta ancak bulabilir. Çünkü haram insanı her zaman vicdanen rahatsız ve huzursuz eder. Lezzetleri nefis ve çeşitli sofralarda arayan, onu ancak beden sağlığında bulabilir. Çünkü sağlıktan daha tatlı bir nimet yoktur.

 

Övgüye ve sevgiye layık bulunan fakir, çalışmayı ihmal eden, başkası kazansın, ben yiyeyim fikrinin takipçisi bulunan bir kimse olmayıp, gayretinin son haddine kadar didindiği halde, fazla bir kazanç temin edemeyen, nefsin bütün tahriklerine ve şeytanın her türlü vesvesesine karşı koyan bir kahramandır.

 

Kainatın efendisi, elindeki maddi imkanları fakirlerin ihtiyaçlarına sarf eder ve yoksullar gibi yaşardı. O, yaşamaya layık buluna hayatın, ahiret hayatı olduğunu kesin olarak bildiği için:’’Ya Allah (C.C.), beni fakir olarak yaşat ve fakir olarak vefat ettir. Beni yoksullar zümresi içinde haşret!’’ diye dua etmiştir. Mü’minlerin annesi Hz. Aişe (R.A.) Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) bu duasını işitince;’’-Ne için bu duayı yaptınız?’’ diye sormuştu. Resul-i Ekrem (S.A.V.) ‘’-Zira, onlar zenginlerden kırk yıl önce Cennete gireceklerdir.’’ buyurdular. (Tuhfet ül- Ahvezi)

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve onun tertemiz hanedanı, bir günde iki defa, arpa ekmeğinden karnını doyurmamış. ‘’Biz nende böyle sıkıntıdayız?’’ diye başını yormamış, ‘’Ya Allah (C.C.)! Muhammed hanedanının rızkını, canlarını (tende) tutacak kadar ihsan et!’’ diye dua etmiştir. (Tuhfet-ül-Ahzevi). Hedefine ulaşan bu dua sebebiyle, onun hane-i saadetinde, aylarca ocak yanmadığı ve dolayısıyle yemek pişmediği olurdu. Ehl-i Beyt, su ve hurma ile hayatlarını devam ettirme yolunu takip ederlerdi. Ondaki bu hal, bir şey bulamamaktan değil, eline geçeni yoksullara dağıtmasından ve dünya malına karşı müstağni davranmasından ileri gelmekteydi. Bu hususun en kuvvetli delili şu hadis-i şerif olmaktadır.:’’ Allah (C.C.) bana Mekke dağlarını altın haline getirmeyi teklif etti. Ben de ‘’HAYIR (istemem) dedim. Ve şöyle yalvardım. ‘’Ey Rabbim! Bir gün doyayım, bir- veya üç gün- aç kalayım. Cıktığım vakit, şükür ve hamdederim.’’( Et-Tac)

 

Resulullah (S.A.V.) ‘nin övdüğü fakirler, mal yokluğu ile göz tokluğunu şahsında toplayan, altına ve gümüşe kul olmayan, Cehennemi sıkıntılar içinde kıvrandıkları halde, dine aykırı bir söz ve hareketle Allah’a (C.C.) isyan etmeyen kimselerdir. Onlar bu yüce hasletin sahibi olduklarından dolayı’’ Fakirler(in bir çoğu) zenginlerden (ahiretin zaman ölçülerine göre) yarım gün, beşyüz sene önce Cennete girecektir.’’ Müjdesine nail olmuşlardı. (Tuhfet ül- Ahzevi).

 

İnsan, mal yönünden kendisinden daha düşük derecede olana bakacak; ibadet cihetinden kendisinden ileride olanı nazar-ı dikkate alacaktır. Mü’min böyle bir yol takip edecek olursa, ibadette gayretini, elinde bulunan mala karşı kanaatini ve şükrünü artırır.

 

Fakirleri sevmek, onların kendisinin bir parçası olduğunu düşünmek ve onlara yardımcı olmayı kendine vazife bilmektir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)  ve diğer enbiyanın yaşayışları, fakirce bir hayat olduğu için, yoksulları sevmek, islami bir vazife olmaktadır. Hz. Muhammed (S.A.V.) ‘i seven, onun hayatını kendisine örnek bilecektir. Zira ‘’ Kişi sevdiği ile beraberdir.’’ (Buhari)

 

Resulullah (S.A.V.), Hz. Aişe’ye yaptığı öğütle:’’Ya Aişe! Yoksulu (kapından) geri çevirme! Bir hurmanın yarısı ile olsa bile, (onu gözet). Ya Aişe! Yoksulları sev ve onlara yaklaş ki, Allah (C.C.) da kıyamet günü seni (rızasına ve cennetine) yaklaştırsın.’’ buyurmuşlardır. (Et-Tac)

Resulullah (S.A.V.):’’Tembel olma, hırsa da kapılma! Elindeki servetten yoksula ve fakire sarfet! Fakirlik utanç sebebi değildir, ondan korkma, zira, fakirler, Cennete zenginlerden beşyüz sene evvel girecektir. Her ümmet için bir imtihan sebebi vardır. Ümmetimin imtihanı da mal ( yüzünden olacak)tır ‘’ buyurdular. (Tirmizi)

 

Allah (C.C.), hikmet gereği olarak insanları; sima, ahlak, tabiat ve mizac hususlarında, muhtelif, birbirine çokluk uymaz hallerde yaratmış ve yaratışta olduğu gibi, yaşayış tarzlarımızda da muhtelif derecelerde kılarak, bir kısmımızı zengin, bir kısmımızı da fakir eylemiştir. Alemin nizamı da böyle yürümektedir. Mesela bir caminin meydana gelmesi, zenginin parası, fakirin de işçiliği iledir. Zenginler, fakirlere ve fakirler de zenginlere muhtaç olarak birbirleriyle yardımlaşır. Birlik ve bütünlük gösterilir. Bu birlik ve beraberlik sayesinde, ne zor ve tehlikeli işler bile, kolaylıkla başarılıp selamete kavuşurlar. Bu itibarla, zenginin parası ve işçinin emeği, bir cemiyeti ayakta tutan iki ana temeldir. Allah (C.C.) zengini şükür ve fakiri de sabır ile mükellef kılarak, her birini ayrı ayrı denemeye tabi tutmuş; her ikisi de birbirinden zor olan bu faziletlerde başarı gösterenlere, büyük karşılıklar vaad buyurmuş ve biz insanların toplu, birbirine saygı ve sevgi ile bağlı bir halde yaşamalarına medar olacak bir takım hükümler koymuştur. Bu hükümlerden birisi olarak, Cenab-ı Hak (C.C.) fazlından bazı kullarına ihsan ettiği mallardan, o kimselerin diğer muhtaç, mahrum, istekli olan kimselere ihsan etmelerini emir buyurmuştur. Hatta bu emrin zenginler için bir borç ve mükellefiyet, fakirler için de bir hak olduğunu bildirmek üzere, Allahü Teala (C.C.) Zariyat Suresinin 15-19. ayet-i kerimelerinde mealen buyurur ki: ‘’ Gerçekten takva sahipleri cennetlerde pınar başlarındadır. Rablerinin kendilerine verdiğinden razı oldukları halde. Doğrusu onlar, bundan önce güzel amel işleyenlerdir. Onlar geceden pek az (bir zaman) uyuyorlardı, sabahın erken vakitlerinde de hep istiğfar ederlerdi. Onların mallarından, dilencinin (malı olmayanın veya utancından dilenmeyen fakirlerin, muhtaçların ve her) mahrum olanın bir hakkı vardır.’’

 

Yine Allah (C.C.) El- İnsan suresi, 8. ayet-i kerimede mealen: ‘’ Yoksula, yetime ve esire, seve seve yemek yedirirler.’’ buyurdu.

 

Tarihten bir örnek; İran elçisi Medine’ye  gelip Halife Hz. Ömer (R.A.) görmek istedi. Büyük tantanalı saraylar arıyordu. Görenler, ‘‘Ne arıyorsun?’’ diye sordular. ‘ ‘Halifeyi arıyorum’’ dedi. Halife orada hurma dallarının arasındadır.’’ Dediler. İran elçisi gitti baktı ki, Hz. Ömer (R.A.) kurumuş hurma dallarının içinde, çalı çırpı üzerinde uyuyor. İran Elçisi, hayretinden kendini alamıyor. ‘’ Uyu, ya Ömer! Uyu! Böyle sıcak hurma dalları üzerinde korkusuzca uyumak, ancak senin hakkındır’’ der.

Logged
Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: