Toplumsal ahlak özellikle bu işlerin pirlerinden Sokrates'den bu yana felsefede, topluluğa gönderilmiş ilk uyarıcıdan bu yana dinde ve yeni dünya düzeni adına ilk adımlardan bu yana ikisinden de uzaklaşmakta olan "çağımız anlayışı"nda önemli bir yer edinir kendine.bunun sebebi insanın şüphesiz sosyal bir varlık olması ve toplum içinde yaşama zorunluluğunun gittikçe daha da artmasıdır;gözlemleyebileceğimiz şekilde söylersek:Tarzanları bulmak zamanla daha da zorlaşıyor...
Toplum denilince anlaşılan bilinçli bir birliktelik olmalıdır;bu özelliğe sahip olmayan toplum "robot" özelliğinden öte bir özellik taşımaz, yine sağlam bir bilinç oluşmadığında da az önce söylediğimiz durumdan katlarca fazlası kötü bir durum oluşur;işin içine düşmanlık dahi girer...
Ahlak sistemleri konusunda çokça tartışılmış kimisi ahlakın bireysel, kimisi evrensel, kimisi değişken, kimisi hep aynı olduğunu söylemiş ve bu saydıklarımdan da zamanla dallar oluşmuştur.Peki ben ahlakı nasıl tanımlıyorum toplumsal ahlakı sorgulayabileceğim.Ahlak gündelik olarak iyi huy olarak anlaşılır ama aslında hayatımızı disiplin içerisinde sürdürebilmek için gerekli manevi kanunlardır.Yani ahlak sistemli ve düzgün yaşam için gerekli kıstasları taşır.Bu kıstaslar kişiden kişiye mi değişir;zamandan nasıl etkilenir???
Ahlak değişmez...
Çünkü ahlak gerçeğe bağlı kalmak zorundadır;gerçek kendi gerçekliğinden dolayı vardır;yani ahlak bir lastik gibi uzatırsan uzayacak bir şey değildir;ya da şöyle diyelim yanlış olmasın:Lastik çevre şartları ve kendi özelliğinden etkilenerek uzayabileceği kadar uzar;bu lastiği daha aşırıya götürdüğünüzde yine aynı koşullar altında kopabileceği şekilde kopar...
İşte ahlak yeryüzündeki gerçek değerlere uygun olduğu sürece değişken değildir;değişen insanın ona yüklediği anlam ve ne ölçüde sistemlice uyguladığıdır...
O zaman ahlakın bir sınırı da vardır...
Vardır...
Ben bu sınırları İslam'dan anlamaya çalışıyorum;bana gösterilen yol üzerinde durmam ve onu anlamam çok güç, aslında bu hepimiz için çok güç;hele bir de "doğru" düşünme işini geliştiremeyecek yaradılışta olanlar için daha da güç(belki ben de böyleyimdir).Anlayabildiğimiz kadarını dahi uygulayamamamız ise bizim en acı hatamız...
Şimdi birileri çıkacak ve diyecekler ki:Sizin ki değil bizim ki ahlak...
Ben de diyeceğim ki sizin ki bizim ki yok yaratılan şu düzende ahlak var ve bizim onu yakalamamız için yol göstericiler var...
Bu ne demek???
Gerçeğin peşine düşmek demek, ben gerçeği en samimi ve "en gerçek" İslam'da buldum demek...
Peki toplum???
Benim toplumsal ahlak açısından en gerekli bulduğum İslam'dır.Farklı kesimleri de aynı hoşgörü ve kul hakkı kavramıyla adaletle bir arada tutacak olan O dur...
Ancak buna bir çok arkadaş kendilerince çeşitli alıntılar yaparak karşı çıkacak ve ve bize samimi gelmiyor demeye getireceklerdir.O zaman da bir orta yol bulmak gerekir.Bu orta yolun çıkış noktası da ideal bir yaşam ortamıdır ki "ideal devlet" e karşılık gelir.Neredeeen nereyeeee...
İnsanları gerçeğe yönlendirecek ahlak kuralları için bir otorite ne şekilde olursa olsun şarttır;din tabanlı ya da ortak başka bir düşünüş tabanlı devlet bunun için gerekli görülmüştür.Peki neden otorite???Nerede bizim pembe dünyamız??? Şöyle diyeyim:Gerçekten nerede sizin şu pembe dünyanız!!!
İnsanlar farklı yaratılıştadır;anlama, iş yapabilme vs. kabiliyetleri değişmektedir.Kabul edilmesi gereken eşitliğin hayalden ibaret olduğudur burada;önemli olan da insani ortak özelliklerdir zaten.Ne yazık ki yönetim, ahlak vb. konularda insanlar pratik konulardaki kadar gerçekçi olamıyor.Bir insan musluktan anlamıyorsa ona dokunmuyor ama yıllardır çokça bilgili insanların üzerinde durduğu ve çeviri önsözünü dahi okusalar kaçacakları kitapların konuları hakkında herkes alim;her iş ilim sahibini bırakılmalı öncelikle...
İşte toplumun ahlak meselesi hakkında bunları söylüyor ve sonuçluyorum:
"Ahlak gerçeğe yakınlığı ölçüde gerçektir.Toplumsal ahlak sistematik ve ilimlice yerleştirilebilir.Benim burada gerçek ahlaktan anladığım İslam'dır ve yeryüzü için en iyisidir..."
İslam'a hoş bakmayan arkadaşlara bu konuda yapacak bir aksiliğimin olmaması ve onlara hadlerini aşmadıkları sürece saygı duymam gerekmesi de kabul ettiğim ahlakın gereğidir diye düşünüyorum...
Belirtmek isterim ki bu yazı alıntıdır ve betül fm ziyaretçileri için yazılmıştır. kendi esrim değil
