Güzel ahlâkın, her insan ve toplum için bir zorunluluk olduğunu ve bütün esaslarının çok iyi öğrenilerek uygulanması gerektiğini benimseyen İslâm ahlâkçıları, bu faziletlere ulaşma yollarını açıkladıkları gibi kötü ahlâk hastalıkları ve bunlardan kurtuluş yolları üzerinde de durmuşlar ve bunu hastasına doğru tanı koyan bir doktorun hemen tedaviyi uygulaması gibi görmüşlerdir. Kötü ahlâk hastalıklarının kurtuluş yollarını burada kısaca belirterek daha sonra bunları maddeler halinde inceleyecek ve o ahlâki hastalığın tedavisinin nasıl yapılacağı konusunda bize kadar gelen tavsiyeleri sıralayacağız.
Kötü ahlâk hastalıklarından kurtuluş yollarını genel anlamda aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür:
. İnsanın olgun bir akıl üzere doğup, Allah (c.c.)’ın lutfuyla, herhangi bir eğitim ve öğretim almadığı halde bilgili ve edepli olmasıdır. Buna en güzel örnek Resûlullah (s.a.v.) ve diğer peygamberler (a.s.)’dir. Peygamberlerin tamamı kötü ahlâk hastalıklarından arınmış olarak birer hayat sürmüşler ve görevlerini bu özellikleriyle birlikte tamamlayarak Cenâb-ı Hakk’a kavuşmuşlardır.
Peygamberler, insan olmaları nedeniyle günah işleme özelliğine sahip oldukları halde, Allah (c.c.) tarafından korunmuşlardır. İşte, onların bu özellik ve sıfatlarına ‘İsmet’ denir. Çünkü peygamberler, gerek sözlerinde ve gerekse davranışlarında kendilerini lekeleyecek, değerlerini düşürecek bütün hatalardan korunmuşlardır. Örneğin, peygamberler (a.s.) peygamberliklerinden önce ve sonra en büyük günah olan Allah (c.c.)’a şirk (ortak) koşmaktan korunmuşlardır. Yine ilahi görevlerini yerine getirip, yine Allah (c.c.)’tan aldıkları vahy’i insanlara bildirirken unutmaları ve hata etmeleri, onlar hakkında geçerli değildir. Peygamberlikten önce, az görülür küçük hatalar yapmaları mümkün ise de peygamber olmaları ile birlikte davranışları Allah (c.c.) tarafından düzeltilir. Peygamber olduktan sonra ise kesin olarak büyük günah işlemezler. Ancak, bir takım hikmetlere uygun olarak kendilerinden sehven ‘zelle’ denilen küçük hatalar meydana gelebilir, fakat onları kendi hallerine bırakmazlar. Peygamberler de bunda ısrar etmezler. Peygamberlerin amel defterleri tertemizdir. Onlara günah adına bir şey yazılmaz.
Onlar da birer insan oldukları için hayatlarında ‘Zelle’ denilen çok küçük hataları olmuş ancak bunlar Allah (c.c.) tarafından bağışlanmıştır. Diğer insanların içinden de yine Allah (c.c.)’ın bir ihsanı olarak birçok çocuk çabasız olarak cömert, sabırlı ve daha başka güzel huylarla bezenmiş ve kötü ahlâk hastalıklarından uzak olarak doğmaktadır. Bazıları da bunları kolayca ve kısa sürede öğrenecek yetenekte dünyaya gelmekte ve bu huyları yaşamları boyunca sürmektedir.
2. Yetişkin insanın bizzat kendisinin, öğrenme, çalışma ve gayret yoluyla kötü ahlâk hastalıklarından kurtulmasıdır. İnsanın kendi isteğiyle böyle bir çaba içine girmesi, kendi kendine bir eğitimdir ki bu yürüyüş, faziletin zirvesine doğru basamak basamak yükselmektir. İnsanın istenilen güzel ahlâkı elde etmesi için, bir takım zorluklara göğüs germesi ve çabalaması gerekir. Çünkü dalında olgunlaşan sebze ve meyveler, yenilecek özelliği kazanıncaya kadar bir çok fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkilerin altında kalmakta, olgunlaşma yolunda bir bakıma yaşam savaşı vermektedirler.
Bu konuda İmam Gazâlî (r.a.) şöyle diyor:
‘Bir kimse, üzerindeki kötü huyları düzeltmek isterse onun tek bir yolu vardır. Bu yol da, kötü huyun ona buyurduğu her şeyi işlememektir. Çünkü şehvet ve kızgınlığı, ona aykırı olan bir şeyden başkası yok edemez. Her şeyi, onun zıddı olan şey ortadan kaldırır. Nitekim bir hastalık ki, kızgınlıktan ileri gelir, onun ilâcı sabırdır, tahammüldür. Bir ahlâki illet ki, kibirden, gururdan, büyüklük taslamaktan ileri geliyor, onun ilacı alçak gönüllülüktür. Bir hastalık ki, cimrilikten ileri gelir, onun ilacı sadaka vermek, mal dağıtmak, hayır işlemek ve elindekinden yoksullara vermektir. Bir kimse, güzel işleri alışkanlık edinirse o kimsede güzel huylar meydana gelir. İslâm’ın güzel ahlâka yol göstermesinin sırrı budur. Çünkü İslâm’dan maksat, gönlü kötü biçimden güzel biçime döndürmektir. İnsanın güçlükle alışkanlık edindiği şey zamanla onun tabiatı, huyu olur. Çünkü çocuklar, önce okula gitmek ve eğitim almak istemezler hatta oradan kaçarlar. Fakat zamanla onlara güzel bilgiler öğretmeğe başlanır, öğretim onlarda huy olur. Büyüyünce de bunların bütün tadı, lezzeti bilgi olur, o genç artık bilgiden el çekemez. Başka bir kimse, içki içmeyi ve kumar oynamayı adet edinmiş olsa bu işler de onun bu yoldaki huyu olur. Bu rahatlardan el çeker de bunalımlardan el çekemez. Bu alışkanlıklar aslında insan doğasına da aykırıdır, ama adet edinmekle onun huyu ve tabiatı haline gelmiş olur. Kimi insanlar, yalancı, hileci, dolandırıcı ve usta hırsız olmakla öğünürler. Bunların hepsi adet edinmenin bir meyvesi, sonucudur. Hatta bir insan toprak yemeyi adet edinse, hastalığı ve ölüme yaklaşmayı göze alır, ona katlanır da, bu anlamsız ve zararlı alışkanlıktan vazgeçmeye sabır gösteremez.
O halde insan doğasına aykırı ve yaratılışın zıddı olan bir davranış sürekli yapılmakla huy haline geldiğine göre, yemek yemek ve su içmek gibi tabiata uygun olan bir şeyin adet edinmek suretiyle tabiat haline gelmesi daha kolay olur. Hak Teâlâ’yı tanımak ve O’na itaat eylemek, gazabı ve şehveti yenmek insanın tabiatının gereğidir. Çünkü insan meleklerin cevherindendir. Meleklerin yaratılış sebebini ise Allah Teâlâ’nın marifeti (tanınması) ve ibadeti (O’na kulluk edilmesi) teşkil eder. Bir kimsenin eğilimi bunların tersine olursa o insan hasta olmuş demektir. Kendi kimyasının gıdası kendisine hoş gelmez bir hastadır. O kimse, yiyeceği, içeceği sevmez. Kendisine zarar verecek şeylerde aşırı isteklidir. Bir kimse Allah Teâlâ’nın marifetinden ve ibadetinden başka şeyleri seviyorsa işte onun gönlü de hastalanmıştır. Çünkü Allah (c.c.)’ı bilmek ve O’na kulluk etmek insanın kimyasında vardır.