|
SaneM
|
 |
« : Eylül 27, 2009, 11:52:27 ÖÖ » |
|
Allah’ın (C.C.) taktir ettiği ve taksim buyurduğu rızkın değerini bilmek, hem nimetin devamlı olmasına ve hem de rıza-i ilahiyeyi kazanmamıza vesile olur. Nimeti hor görmek, onun elden çıkmasına ve çok zor bir hayat çilesi içine düşmeye sebep teşkil eder. Yüce Rezzakımızın ihsan ettiği nimetleri hakir görmemek, yani kendimizden yüksek olana bakmamak gerektir. Bir kimsenin kendinden daha varlıklı bir insanın konforlu hayatına bakacak olursa, elindeki nimetleri küçümsemeye ve hor görmeye başlar. Böyle bir tavır içine girmekle, Yüce Rabbimizin (C.C.) rızasına ters düşer. Bu sebeple Peygamberimiz (S.A.V.) bizleri uyarmakta ve “(Maddi varlıkta) sizden daha aşağı olana bakınız, sizden üstün olana göz dikmeyiniz. Bu davranış Allah’ın (C.C.) sizin üzerinizdeki nimetlerini hor görmemenize layıktır” buyurmaktadır.
Allah’ın (C.C.) İhsan ettiği rızka kanaat göstermek, elde bulunana razı olmayı gerektirir. Kanaat hazinesine sahip bulunan bir kimse, hırs ve tamaa kendini kaptırmaz. Çünkü “Zenginlik mal çokluğundan değildir. Hakiki zenginlik kalp zenginliğidir.” Gönül zenginliğine sahip bulunan bir kimse, iman gibi bir cevhere sahip, İslam gibi yüce bir dine sadık bulunmaktadır. Hakiki manada: “MÜSLÜMAN OLAN, İHTİYACI KADAR RIZIK VERİLEN Ve VERMİŞ OLDUĞU RIZIKTA ALLAH’IN (C.C.) KANAATKAR KILDIĞI KİMSEDİR Kİ, KURTULUŞA ERMİŞTİR.”
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır: “Herkes kazandığını kontrol etmeli, Allah’ın (C.C.) taksimine razı olmalıdır. Kanaat tükenmez bir hazinedir, kanaat eden doyar.”
Ebu Vakıd El- Leysi’den (R.A.) rivayet: Resul-i Ekrem (S.A.V.) buyurdular: “Allahü Teala(C.C.) buyuruyor ki: “Biz malı, namazın kılınması, zekatın verilmesi için (yani kulluk yapılsın diye) indirdik; Eğer ademoğlunun bir vadi (dere) dolusu servetli olursa, muhakkak ikincisinin olmasını isteyecektir. Eğer ikincisi olursa, muhakkak üçüncüsünü sevecektir. Öyleyse ademoğlunun karnını ancak toprak doldurur.”(Beyhaki).
Tüccar, alış-verişinde az bir kanaat etmelidir ki, Cenab-ı Hak (C.C.), o alış-verişte kendisine bereket ihsan buyursun ve hile yapmaya muhtaç olmasın. Bunun zor olması, ancak tüccarların az kar ile kanaat etmeyişlerinden doğar. Çok karı ekseriyetle hile yapmak suretiyle elde edebilir. Binaenaleyh İslam dininin istediği şekilde ticareti adet edinen kimse, malının kusur ve ayıplarını örtmez. Eğer binde bir eline ayıplı bir mal geçerse, onun ayıbını müşteriye söylemeli ve malın ayıplı olarak kıymeti ne ise onunla kanaat etmelidir.
Resulullah (S.A.V.) “Fakir olan kimsenin kanaatkar olması, insanların elinde bulunanlara iltifat etmeyip, tamahkar olmaması, gayr-i meşru olarak mal kazanmağa haris olmaması gerekir. Fakir, bu vasıflara ancak, yiyecek, giyecek ve meskende zaruri ihtiyacı kadarına kanaat getirmesi, en az ve en kıymetsizi ile yetinmesiyle ve uzun emelli olmaması ile sahip olabilir.günlük veyahut bir aylık maişetini düşünür, kalbini bundan fazlasıyla meşgul etmez. Eğer çok tama ve hırs denilen kötü huylarla kirlenir. Bunlar şüphesiz insanı kötü ahlaka ve şahsiyetsizliğe itecek olan haramları irtikap etmeye müncer kılar. İnsanın yaradılışında hırs, tama ve kanaatsizlik mevcuttur. EY İNSANLAR! UYANIN! Rızık talebinde haris olmayın! Çünkü kula, ancak kendisine yazılan verilir. Kul, dünyadan kendisine yazılan rızkını almadan göçmez. Dünya aldatıcıdır. Ruhul Kudus Cebrail (A.S.) benim içime bildirdi ki: “Kişi dünyadaki rızkını tüketmeden ölmez” Allah’tan (C.C.) korkun! Rızkı iyi yoldan taleb ediniz! Ey Ebu Hureyre! Çok acıktığın zaman, sana bir pide ile, bir bardak su kafidir. Haram olan kazançta felaket cardır. Takva sahibi ol ki, insanların en çok ibadet edeni olursun! Kanaatkar ol ki, insanların en çok şükredeni olursun, kendin için sevdiğini insanlar için de sev, “MÜ’MİN OLURSUN!” İbni Mes’ud (r.a.) BUYURDU: “Her gün bir melek sesleniyor. “Ey ademoğlu! Sana kafi gelen az, seni azdıran çoktan daha hayırlıdır.”
Resulullah (S.A.V.): “Ey ademoğlu! Yanında sana yetecek kadar var. Oysa sen, seni azdıracak şeyi istiyorsun. Ademoğlu! Vücudun sıhhatli ve nefsinden emin bir halde sabaha kavuştuğun zaman, yanında günlük yiyeceğinden varsa (yeter), dünyaya aldırma. Peşini bırak ve seni Allah’a (C.C.) yaklaştıracak amelle meşgul ol” buyurdular.
Vehb Bin Münebbih (R.A.) rüzgar etkisiyle havada dolaşırken, tarlada çalışan bir çiftçi onu görür ve der ki: “Allah (C.C.) Davud (A.S.) sülalesine ne büyük mülk vermiştir.” Rüzgar bu sözü alıp, doğru Süleyman (A.S.) da hemen iner, adamın yanına gelip şöyle hitab eder: “Allah (C.C.) katında Davud sülalesine verilen mülkten daha büyük bir şey vardır, o da (SÜBHANELLAH) TIR!” Adam bunu duyunca çok memnun olur ve “Sen beni dert ve üzüntüden kurtardın, Allah (C.C.) de seni kurtarsın!” diye dua eder.
İbrahim Edhem ( K.S.) Horasan’ın prensi idi. Babası Belh emirlerindendi. Bir gün kasrından çıkarken, kasrın bahçesinde duran bir kişiye baktı. Kişinin elinde ısırdığı bir ekmek vardı. Kişi ekmeği yediği zaman, bulunduğu yerde uyudu. İbrahim hizmetkarlarından birisine: “Bu kişiyi, uyandığı zaman bana getir, emrini verdi. Kişi uyandığı zaman hizmetkar onu İbrahimin huzuruna çıkardı. İbrahim:” Ey kişi! Aç olduğun halde mi ekmeği yedin?” “Evet!” İbrahim: “Doydun mu?” Kişi: “Evet!” İbrahim: “Sonra güzel uyudun mu?” Kişi; “Evet” Bunun üzerine İbrahim kendi kendine : “Madem ki nefis bu kadarla kanaat eder; artık ben dünyayı terk ettim” dedi ve sonunda meşhur zahid ve mutasavvıflardan birisi oldu.
Allah (C.C.) insanlar için kazanç yollarını açmış, kaybetmenin sebeplerini bildirmiştir. Her insan bu yollardan giderse kazanabilir. Ancak kazançları müsavi olmaz. Allah (C.C.) her kulu için değişik bir nasib takdir etmiştir. Hakkın takdir ettiği bu nasibi bulmak için çalışmak şarttır. Çalışmayan mahrum kalır. Fakat sa’yü gayretten sonra, mukadder olan nasibine razı olmak ve ilerisi için beyhude zorlanmamak da lazımdır. Kanaat denilen İslami haslet, bu noktadan itibaren başlar; zenginlik de hakikatte bu kanaatten ibarettir. Kanaat sayesinde insan, kendinden daha üstün olanların malına, servetine göz dikmez; onlara haset etmek gibi, iç burkutucu üzüntülerden kendini kurtarmış olur; geniş bir gönül ferahlığına ulaşır. Kanaat sahibi olmayanlar, çok haris çok tamahkar olurlar. Bunlar için dünyada rahat ve huzur yoktur. Başta rahat bir yemek bile yiyemezler. Yeseler bile doymazlar; açtır ve yine fakirdirler. Çünkü bu tip kişiler, kendilerinden başkasına ne bir serveti ne de bir mevkii layık görmezler. Bu ise mukadderatın ezeli hükmüne karşı durmaktadır. Hiç şüphesiz ölçü tanımayan, kanaat hasletiyle bezenmeyen bu tür ihtiraslar, sahibine ancak ızdırap ve sıkıntı getirir.
Hikmet sahibine soruldu: “Zenginlik nedir?” Cevap: “Azı temenni edip, yetecek kadarla kanaat etmektir.” “Ya malın durumu nedir?” “Dışarıdan tok görülüp, içden aç olmak ve insanların elinde bulunan mallarına göz dikmemektedir.”
“Gerçek hayat birkaç saattir; tekrarlanan birkaç günün zahmetleridir. Razı olduğun bir hayata kanaat et! Heva-i nefsini bırak; hür olarak yaşayacaksın! Muhakkak çok felaket vardır ki, onu insanoğluna altın, yakut ve dürler (inci) getirir.”
Basralı Vasi’nin oğlu Muhammed (K.S.), kuru ekmeğini su ile ıslatır, yer ve derdi ki: “Buna kanaat eden bir kimse, hiç kimseye muhtaç olmaz.”
Bir gün Sultan Kayıtbay, Şeyh Muhammed Mağribi’yi ziyarete gelmiş. Bu sırada şeyh, suya batırdığı ekmeğini yemekte idi. Sultan Kayıtbay, bu vaziyeti görünce, kendisine bin altın ihsanda bulundu. Şeyh Mağribi: “Benim buna ihtiyacım yoktur” diyerek altınları iade etti ve Sultan’ şu mısraları okudu:
“Ben, böyle sade yaşayan bir kanaat ehliyim.
Bir lokma, bir içim su, ucuzundan bir giyim.
Sultanım, sen aklına söyle ve akibeti düşün ki.
Debdebeli hayat süren nice melikler, gelip geçti!”
Bu sözlerden çok mütehassıs olan Sultan Kayıtbay’ın gözleri yaşardı. Kendisine iade edilen bin altını da alarak vedalaşıp ayrıldı.
Kanaat güzel bir huydur ki, kendine adet edinen bir kimse, daima azizdir. Kanatın zıddı tamah ve hırstır ki, buna huy edinenin cezası mahrumiyettir. Hırs ve tamahtan kendini kurtaramayan, her zaman zelildir. Hırs ve tamah rızkı artırmaz.
Kanaat demek, rızkın taksiminin Rezzak-ı Hakim, Allahü Teala (C.C.) Hazretinin işi olduğunu tasdik ve Tahsin etmektir.
Ne rahat o genç ki, güvenir Allah’a (C.C.)
Bilir ki taksimi yapan, muhakkak verir rızkını,
Korunmuştur haysiyeti, onu kirletmez asla!
Alnı açıktır, minnet etmez kimseye asla;
Kanaatkar kim olursa hayatta,
Hiçbir şey vermez ona zarar hayatta!
Zenginliğin, hırsını artırdığını görüyorum,
Ölmeyecekmişsin gibi dünyaya sarıldığını görüyorum!
Var mıdır bir gayen, onu bir gün elde etsen,
Bana kafidir, bun arazıyım dersen!
Senden daha huzurlu kimse bulunmaz.
|