|
BaŞaK
|
 |
« : Eylül 27, 2009, 11:53:15 ÖÖ » |
|
Resulullah (S.A.V.)’nin ‘’Veren el, alan elden üstündür.’’ diye övdüğü bir duruma sahip olabilmek için, çalışmak gerektiğini kim inkar edebilir? Peygamberimiz (S.A.V.) maddi ve manevi çalışmalarımızda daima ileri gitmeye teşvik etmiş değil midir?
‘’Birinizin ipini alıp dağa giderek odun toplayıp satması (ve onun kazancından hem) yiyip (hem de) sadaka vermesi, halktan dilenmesinden hayırlıdır…’’buyurmuşlardır.
Dilenmek, vücutça sakatlığı olup, çalışmayan ve bir günlük yiyeceği de kalmayan bir yoksulun, ölmemek için başvuracağı en son çaredir. Yoksa sağlam bir kimsenin geçim yolu değildir. Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır: ‘’Dilenmek, ancak şu üç kişiden birinin durumunda olan insana helaldir: kişi borçlu duruma düşer, istemek zorunda kalır. Borcunu ödeyince artık dilenmeyi bırakır. Kişi bir felakete uğrar; malını mülkünü kaybeder, geçimini sağlayıncaya kadar ister. Ve kişi yoksul düşer, öyle ki, toplumdan üç kişi ‘’Falan kişi gerçekten fakirdir’’ diye tanıklık edecek kadar fakir olur. İşte onun da geçimi sağlayacak kadar istemesi helaldir. Bunların dışında dilenmek haramdır. Böyle bir durumda olmayıp da dilenen kimse haram yemiş olur.’’
Peygamberimiz (S.A.V.) ‘nin buyurduğu gibi, bir kişinin yukarıdaki sebeplerinden dolayı dilenmesi zaruri hale gelirse, yani dilenmek ona helal olduğu takdirde, onu hiçbir surette boş çevirmememiz lazımdır; şöyle ki:
Hz. İsa (A.S.) şöyle buyurur:’’Dilenciyi eli boş olarak çeviren kimsenin evine, yedi gün melekler girmez.’’
Hasan Basri (R.A.) diyordu ki:’’ Allah Teala (C.C.) kuluna bol nimetler lütfeder ve bu nimetlerle ne derece kullara faydalı olacağına bakar. Eğer faydalı olabilirlerse ne güzel. Değilse onun halini değiştirir. Nimetini ondan çevirir. Bunun için selef, arkadaşları üzerinde titrer ve kendilerine verdikleri şeyleri kabul etmeleri hususunda çok ısrar ederlerdi.
Süfyan-ı Servi (R.A.) kapısının önünde bir dilenci gördüğü zaman içi genişler ve : ‘’ Merhaba ey günahlarımı yıkamak için gelen.’’ derdi.
Fudayl Bin İyad (R.A.) diyor ki: ‘’ Ne mutlu dilencilere ki, bizim azıklarımızı ücretsiz olarak ahirete götürüveriyorlar. Hatta huzur-u ilahiyede mizana konuluncaya kadar taşıyorlar.’’
İbrahim Bin Edhem (R.A.) kendisini tamamen zahidliğe vermezden önce, evlerine bir dilenci geldiği zaman, ev halkına gider ve ‘’Evimize kabirlerin elçisi gelmiş; ölülerinize sadaka olarak bir şeyler göndermek ister misiniz?’’ derdi.
Enes Bin Malik (R.A.) de şöyle anlatıyor: ‘’Beni İsrail zamanında bir ibadetgaha bir dilenci gelmiş, onlardan hacetinin giderilmesini dilemiş. Kimse onun derdiyle ilgilenmemiş. Nihayet dilenci vefat etmiş. Onlar da onu kefenleyip, namazını da kılarak, kabre defnetmişler. Kabirden dönüp ibadetgaha geldikleri zaman, dilenciye sardıkları kefeni mihrapta bulmuşlar. Bakmışlar ki kefende şunlar yazılı: ‘’ Bu kefen size red olunmuştur; Rab Teala da size kızgındır.’’
Hasan Basri (R.A.) kendisine gelen dilenciyi boş çevirmezdi. Sadakasını verdikten sonra derdi ki:’’ Ey Allah’ım! (C.C.) Bu kulun bizden azık istiyor: şüphesiz senin mağfirete olan hak ve liyakatın, bizim sadaka vermeye olan liyakatımızdan çok üstündür.’’
Bir gün bir dilenci Ma’ruf-u Kerhi (R.A.) ‘nin yanına gelmiş. O, yanında dilenciye verecek bir şey bulamamış. Çaresiz ona ayakkabısını vermiş. Sonra da duymuş ki, dilenci onun ayakkabısını vermiş. Sonra da duymuş ki, dilenci onun ayakkabısını çarşıda satarak, parası ile meyve alıp yemiş. Bunun üzerine o, ‘’El – hamdulillah’’demiş ve ‘’Belki zavallının canı meyve istemiştir; biz de meyve parası için ona yardım etmiş olduk’’ diye ilave etmiştir.
Ey kardeş, bunu da böyle bil ve unutma’ fakirlere yaptığın yardımlar sebebiyle, onları minnet altında bırakan sadaka, sevabı yok eder. Şunu da unutma ki, bazen bir fakiri azarlarsın da eza bakımından bu, ona yaptığın yardımdan daha ağır olur. Bundan da sakın…
Ebu Said (R.A.) anlatıyor:’’ Bir sabah o kadar aç idim ki, karnıma taş bağlamak zorunda kaldım. Karım bana:’’Peygamber Efendimize (S.A.V.) git; kendisinden yardım iste! Falanca adam kendisine gidip istemiş de ona vermiştir.’’ dedi. Ben de kalkıp gittim. O sırada Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hutbe okuyordu. Onun şu sözlerine yetiştim:
‘’Kim ki, dilenmeye tenezzül etmezse, Cenab-ı Allah (C.C.) o kimseyi dinemeye muhtaç kılmaz. Kim ki, zengin imiş gibi davranırsa, Cenab-ı Hak(C.C.) o kimseyi zengin kılar ve kim bizden isterse, biz o kimseye veririz. Fakat el açmayan kimse, bizim nezdimizde, bizden isteyenden daha sevimlidir.’’
Bunu duyan ashab-ı kiramdan Ebu Said (R.A.), hiçbir şey istemeden hemen dönüp evine gitmiş.’’Cenab-ı Allah (C.C.) da, o günden beri bizim rızkımızı bol bol ihsan etti. Hatta bugün ben, Ensar içinde malları bizden çok bir ev göremiyorum.’’ Diyor.
Resulullah (S.A.V.) ‘’Kişinin yediği en helal nafaka, kesbinden ( el emeğinden), doğru alışverişten yediği nafakadır’ dan sonra bir dilencinin sesini işitti. Sahabilerden birisine: ‘’ Bu kişiyi götür, akşam yemeğini yedir’ ‘’ dedi. Kişi dilenciyi götürüp akşam yemeğini yedirdi. Sonra Hz. Ömer (R.A.) ikinci bir defa onun sesini işitti. Kişiye ;’’…Ben sana bunu götürüp kendisine akşam yemeğini yedirdim.’’ diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) dikkat etti; dilencinin eli altında ekmekle dolu bir sepet gördü ve buyurdu: ‘’Sen dilenci değil, sen tüccarsın!’’ Sonra sepeti alıp zekat develerinin önüne serdi ve kamçı ile dövüp, ikinci bir defa onun dilenmesini yasak etti.
Resulullah (S.A.V.): ‘’ Sakın rızkın herhangi bir kısmının gecikmesi, sizi, Allah’a (C.C.) isyan etmek suretiyle onu aramaya sevketmesin. Zira masiyet ile Allah (C.C.) nezdinde bulunan rızka asla erişilmez. Herhangi kimse nefsi için dilencilikten bir kapı açarsa; Cenab-ı Hak (C.C.), onun üzerine fakirlikten yetmiş kapı açar.’’ buyurmuşlardır.
Muaz Bin Cebel (R.A.) buyurur:’’Kıyamet gününde bir tellal şöyle bağırır:’’Allah’ın yeryüzünde buğzettiği kimseler nerdedir?’’ Bu çağrı üzerine, mescidlerde dilenenler kalkar.’’ Bu söz Allah (C.C.) ‘nin nizamının, dilenciliği ve başkasının rızk teminine güvenmeyi zemmettiğine işarettir. Başkasından irsiyet yoluyla elde ettiği mal yoksa; bizzat çalışmalı veya ticaret yapmalı ki, böyle bir felaketten onu kurtarır. Resulullah (S.A.V.):’’ Bana malı derle! Ve tüccarlardan ol! diye vahyedilmiş değildir. Ancak bana şu şekilde vahyedilmiştir:’’Rabbinin (C.C.) hamdiyle tesbih et ve secde edenlerden ol! ölüm sana gelinceye kadar Rabbına ibadet et!’’ buyurmuşlardır.
Ebu Zer (R.A.) anlatıyor:’’ Bana Allah’ın Resulu (S.A.V.) ve dostum yedi şey öğütledi. Şimdiye kadar hiç ihmal etmedim, bundan sonra da ihmal etmeyeceğim:
1. Yoksulları sevmemi ve onlara yakınlık göstermemi, 2. Kendimden üstün olanı değil, aşağı olanı göz önünde bulundurmamı, 3. Onlar kesmiş olsalar da, benim akrabalarla dostluk bağlarını kesmememi, 4. İyilik hazinelerinden de: ‘’LA HAVLE VE LA KUVVETE’’ cümlesini çok söylememi, 6. Allah (C.C.) yolunda, hiçbir kimsenin beni ayıplamasından korkmamamı, 7. Acı da olsa, daima hakkı söylememi.’’
Ebu Süleyman Ed-Darani (R.A.) buyurdu:’’ Bizce ibadet, ayaklarını safta tutmak( yani daima namaz kılmak) ve başkasının da senin nafakanı temin etmesinden ibaret değildir. Fakat evvela iki ekmeğini (yani sabah ve akşam yemeklerini) garanti etmekten işe başla! Onu elde et! Sonra (daimi) ibadetle meşgul ol!’’
Ebu Hüreyre (R.A.)’den rivayet: Resulullah (S.A.V.) ‘’Bir kimse, dilenmekten kurtulmak, ehli ve iyalinin geçimi için uğraşmak, fakir komşu ve akrabasına iyilik etmek üzere dünyada helal mal için çalışsa, kıyamette onun yüzü, ayın 14’ü gibi pırıl pırıl parladığı halde, kabrinden kalkıp haşr yerine gelir. Bir kimse dünyada övünmek, kibirlenmek ve gösteriş olsun diye mal kazanmak isterse, kıyamet gününde Allahü Teala (C.C.) ondan razı olmadığı halde, Allahü Teala’nın (C.C.) huzuruna çıkar.’’ buyurdular.
Sabit-i Bennan (R.A.) tarafından bildirilen hadis-i şerif:’’Akıbet on şeydedir: Dokuzu helal kazanmaktır. Bir kimse dilenmekten sakınsa, Allahü Teala (C.C.) kendisine iffet ihsan eder. Bir kimse kendini zengin ve ihtiyaçsız gösterse; Allahü Teala (C.C.) evlad ve iyal sahibi olan ve san’at ehli bulunan her mü’mini sever. Dünya ve ahiret amelinde bulunmayıp: sıhhatli olduğu halde tembel tembel boş vakit geçiren kimseyi sevmez.’’ Buyurdular.
Sehl Bin Abdullah (R.A.) der ki:’’Beş huy insanlık cevheridir:
1. Fakir olduğu halde kendilerini zengin gibi göstermeğe çalışanlar,
2. Aç olduğu halde tokmuş gibi görünenler,
3. Mahzun ve kederli olduğu halde mesrur görünen ve sevinç izhar edenler,
4. Aralarında adavet ve düşmanlık olduğu halde, dostluk izhar edenler,
5. Geceleri kaim, güzdüzleri saim oldukları halde, ziyafet göstermeyenler ve hallerini saklayanlar.
|